Sorulması gereken yegane soru şu ki;Kaynağı her ne olursa olsun
normlar,kurallar her ayrıntıyı tek tek düzenleyip insanların her hareketine
müdahalede ve yönlendirmede bulunmalı mı,yoksa insanoğlunu hür iradesini,deneyimsel
davranışlarını pekiştirmek adına serbest mi bırakmalıdır?
İlk
görüşü savunanlardan biri Thomas Hobbes'tir.Hobbes insanoğlunu ve onun doğasını
kötü ve tehlikeli olarak görür ve bundan ötürü insanların kendi haline
bırakılmaması gerektiğini,mutlak bir devlet anlayışının hüküm sürmesi
gerektiğini söyler.Hobbes'a göre mutlak bir otorite olmalıdır.Aksi halde insan
insanın kurdu olduğundan , tehlike hali ortaya çıkar.Thomas Hobbes'ın korku
duyduğu şey de budur.Bu yüzden devletçi bir tutum içine girmiştir.Düşünürlerden
ziyade devlet adamları pek çok zaman organizist düşünce ve politikasını
benimsemişlerdir.Geçmişteki totaliter devletlerden olan Musollini İtalya'sı ,Hitler
Almanya'sı ve Stalin Sovyet Rusya'sı buna örnek teşkil eder.Hiçbir rejim tabii
ki sonsuza kadar yaşamamıştır fakat totaliter ve organizist rejimler
varlıklarını çok daha az süre devam ettirebilirler.Çünkü insanoğlunun
benliğinden önemli hiçbir şey yoktur ve o benliğe sürekli olarak birileri
müdahalede bulunursa o rejim fazla ayakta kalamaz.Hem de gözlerden uzak bir şekilde
olmaksızın,halktan 3-5 kişiye karşı değil veya sıkıyönetim halinde değil.Her
yerde,her an,herkese yıllarca bunu yapıyor ve devam ettirmeye çalışıyor.
Bir
düşünün;işe giderken,eve gelirken,yemek yerken,kitap okurken,müzik dinlerken ve
hatta uyurken bile toplumun uyması öngörülen kurallar devlet tarafından
belirleniyor.Abarttığımı ve bu tasvirin bir distopyadan alıntı olduğunu
düşünebilirsiniz fakat bu tarz uygulamalar daha önceden insanlara
dayatıldı.Hangi insan profili olursa olsun bu,insan doğasına ters bir durum
teşkil ediyor.En vatanperver insan bile aşırı devlet müdahalesinden
bıkar,usanır.Kaldı ki türdeş olmayan toplumlarda uygulama bulması çok zor ve
meşakkatlidir.Şiddet uygulamak şart sayılır.
Bir
çerçeveden baktığınızda yasalarımız her ayrıntıyı didik didik
düzenleyip,kazuistik yönteme başvurmuş gibi gözükebilir ve her ne kadar mevcut
siyasi otoritemiz totaliter olmasa da kanunlarımızın organizist olduğu
söylenebilir.Kısmen doğruluk payı vardır.Çünkü 1982 Anayasası,anayasa ruhu
olarak otoriter ve kısmen totaliter bir anayasadır.Dönem şartları itibariyle
bakılsa bile 1960 Anayasası'na göre çok organizisttir.1960 Anayasası hükümleri
yumuşak olmanın yanısıra devlete de pozitif statü haklarını fazlasıyla
yüklemiştir.Sonuç olarak daha az müdahaleci bir devlet profili ortaya
konulabilir.Ancak yukarıda sözünü ettiğimiz devletlerden kat kat serbestiye
sahiptir.(Türdeş toplum olmadığımızdan)
Din
organizistlik konusunda önem teşkil eder.Çünkü dinin yapısı,niteliği gereği
organizist olması gerekmektedir.Belki de liberallerin seküler olması da bu
şekilde açıklanabilir.Söz konusu olan din İslamiyet'tir.İslamiyet bir
müslümanın hayatının her alanını düzenler.Kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim'de
pek çok yerde insanların nasıl davranması gerektiği ayrıntılı bir biçimde
yazar.En basitinden İslamiyet domuz eti yemeyi yasaklamıştır.Erkeklerin saf
ipek giymesi ve altın takı takması yasaklanmıştır.Dövme yaptırmak
yasaklanmıştır.Heykelcilik yasaktır.Annenin hayatı riske girmediği müddetçe
kürtaj yasaktır.Bu hükümler Kuran-ı Kerim'de veya hadislerde yer almaktadır.Burada insanların
hayatlarında tamamen onları ilgilendiren kararlar otorite tarafından
veriliyor,belli yasaklar koyuluyor.Organizistliği ele alırken ölçüt bu olmalıdır.
Dinin
organizistliği anlaşılabilir olup sonuçta inanıp inanmama serbestisi
bulunmaktadır.Yalnız teokratik yönetimlerde dinin hukuk kuralı olarak
dayatılması söz konusudur.Bu da organizist bir totaliterliğe yol açar.Şeriat
talebinde bulunanlar aslında bunları talep eder ki bu şekilde teşkilatlı bir
devlet altında baskılanmak insan doğasına aykırılık teşkil eder.Dinin insan
yaşamındaki yeri kanımca hoşgörüdür.Bunun devamlılığının sağlanması da devlet
müdahalesinin az olduğu toplumlarda mümkündür.
Devlet müdahalesinin olup olmaması konusunda en çok tartışılan
alanlardan biri ekonomidir.Sermaye çevresinde şekillenmiş bir iktisadi hayatın
söz konusu olduğu toplumlarda devlet müdahalesi arzulanmaz.Sermayedarın genelde
devlet olduğu ve halkın emeğini ortaya
koyduğu toplumlarda ise devlet müdahalesi daha elzem olup toplum
tarafından da benimsenir.Ekonomi her ne kadar devletlerin hakimiyet alanında
olan bir alan da olsa ekonomiye gereksiz ve aşırı müdahale organizistlik
kapsamında değerlendirilebilir.Gerekmedikçe ekonomiye müdahale,devleti zenginleştirirken
halkın refah seviyesini arttırmayabilir.
Devletin;insan yaşamının her alanını düzenlememesi gerektiği,devletin
yalnızca belli işler için var olduğu ve devletin yetkisinin istisnai yetki
olduğu düşüncesi liberal düşüncenin temelini oluşturur.Nitekim John Locke
devletin sadece güvenliği sağlamak için var olduğunu belirtir.Bu şekilde bir
tutum,''Bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler'' şeklinde ortaya
çıkmaktadır.Günümüzde de bu anlayış değişimlerle birlikte geçerliliğini korumaktadır.
Sonuçta,insanoğlunun
doğasına aykırı olan bir düşüncenin ne kadar kabul görebileceği
ortadadır.İnsanların hayatına,sosyal yaşama,temel hak ve hürriyetlere fazlaca
ve detaylı olarak kısıtlama getirmek organizist devlet yapısını gösterir ve bu
da ifade özgürlüğünü ''0''a indirir.İfade özgürlüğünün olmadığı bir ortam
bilim,sanat,edebiyat gibi alanların gelişememesine yol açar.Ancak
istihbarat,maliye ve kolluk hizmetleri büyük bir hızla gelişir ve mekanizma
mükemmel bir şekilde işler.Halkların mekanizmanın devamı ve işlemesi için
gösterdikleri vatansever çabaların yarısını her konudaki hürriyetleri için
yapmaları gerekmektedir.Ancak bu şekilde devlet mekanizmasının aslında
kendilerinden oluştuğunu farkedebilirler.Gerekli yerlerde yapılacak
müdahaleleri de hep birlikte belirleyip yürütme tarafından uygulatmanın
doğruluğunu anlarlar.
Organizist yönetimler ve müdahalesiz yönetimler tehlikelidir.Yasaların
çok iyi yapılıp, her koşulda her sorumluluğun bir hakla bertaraf edilebilmesi
gerekmektedir.Aksi halde hakkı olmayan bir halk kitlesi ve hakkının fazlasını
almış olan bir burjuva sınıfı veya devlet yönetimi yer alır.
Yazan: Abdulkadir ÇERKEZ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder