10 Şubat 2018 Cumartesi

DEVLET YÖNETİMİ POLİTİKASI

                                    ORGANİZİST ANLAYIŞ ÜZERİNE

  
   Sorulması gereken yegane soru şu ki;Kaynağı her ne olursa olsun normlar,kurallar her ayrıntıyı tek tek düzenleyip insanların her hareketine müdahalede ve yönlendirmede bulunmalı mı,yoksa insanoğlunu hür iradesini,deneyimsel davranışlarını pekiştirmek adına serbest mi bırakmalıdır?

   İlk görüşü savunanlardan biri Thomas Hobbes'tir.Hobbes insanoğlunu ve onun doğasını kötü ve tehlikeli olarak görür ve bundan ötürü insanların kendi haline bırakılmaması gerektiğini,mutlak bir devlet anlayışının hüküm sürmesi gerektiğini söyler.Hobbes'a göre mutlak bir otorite olmalıdır.Aksi halde insan insanın kurdu olduğundan , tehlike hali ortaya çıkar.Thomas Hobbes'ın korku duyduğu şey de budur.Bu yüzden devletçi bir tutum içine girmiştir.Düşünürlerden ziyade devlet adamları pek çok zaman organizist düşünce ve politikasını benimsemişlerdir.Geçmişteki totaliter devletlerden olan Musollini İtalya'sı ,Hitler Almanya'sı ve Stalin Sovyet Rusya'sı buna örnek teşkil eder.Hiçbir rejim tabii ki sonsuza kadar yaşamamıştır fakat totaliter ve organizist rejimler varlıklarını çok daha az süre devam ettirebilirler.Çünkü insanoğlunun benliğinden önemli hiçbir şey yoktur ve o benliğe sürekli olarak birileri müdahalede bulunursa o rejim fazla ayakta kalamaz.Hem de gözlerden uzak bir şekilde olmaksızın,halktan 3-5 kişiye karşı değil veya sıkıyönetim halinde değil.Her yerde,her an,herkese yıllarca bunu yapıyor ve devam ettirmeye çalışıyor.

   Bir düşünün;işe giderken,eve gelirken,yemek yerken,kitap okurken,müzik dinlerken ve hatta uyurken bile toplumun uyması öngörülen kurallar devlet tarafından belirleniyor.Abarttığımı ve bu tasvirin bir distopyadan alıntı olduğunu düşünebilirsiniz fakat bu tarz uygulamalar daha önceden insanlara dayatıldı.Hangi insan profili olursa olsun bu,insan doğasına ters bir durum teşkil ediyor.En vatanperver insan bile aşırı devlet müdahalesinden bıkar,usanır.Kaldı ki türdeş olmayan toplumlarda uygulama bulması çok zor ve meşakkatlidir.Şiddet uygulamak şart sayılır.

   Bir çerçeveden baktığınızda yasalarımız her ayrıntıyı didik didik düzenleyip,kazuistik yönteme başvurmuş gibi gözükebilir ve her ne kadar mevcut siyasi otoritemiz totaliter olmasa da kanunlarımızın organizist olduğu söylenebilir.Kısmen doğruluk payı vardır.Çünkü 1982 Anayasası,anayasa ruhu olarak otoriter ve kısmen totaliter bir anayasadır.Dönem şartları itibariyle bakılsa bile 1960 Anayasası'na göre çok organizisttir.1960 Anayasası hükümleri yumuşak olmanın yanısıra devlete de pozitif statü haklarını fazlasıyla yüklemiştir.Sonuç olarak daha az müdahaleci bir devlet profili ortaya konulabilir.Ancak yukarıda sözünü ettiğimiz devletlerden kat kat serbestiye sahiptir.(Türdeş toplum olmadığımızdan)

   Din organizistlik konusunda önem teşkil eder.Çünkü dinin yapısı,niteliği gereği organizist olması gerekmektedir.Belki de liberallerin seküler olması da bu şekilde açıklanabilir.Söz konusu olan din İslamiyet'tir.İslamiyet bir müslümanın hayatının her alanını düzenler.Kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim'de pek çok yerde insanların nasıl davranması gerektiği ayrıntılı bir biçimde yazar.En basitinden İslamiyet domuz eti yemeyi yasaklamıştır.Erkeklerin saf ipek giymesi ve altın takı takması yasaklanmıştır.Dövme yaptırmak yasaklanmıştır.Heykelcilik yasaktır.Annenin hayatı riske girmediği müddetçe kürtaj yasaktır.Bu hükümler Kuran-ı Kerim'de veya  hadislerde yer almaktadır.Burada insanların hayatlarında tamamen onları ilgilendiren kararlar otorite tarafından veriliyor,belli yasaklar koyuluyor.Organizistliği ele alırken ölçüt bu olmalıdır.
 Dinin organizistliği anlaşılabilir olup sonuçta inanıp inanmama serbestisi bulunmaktadır.Yalnız teokratik yönetimlerde dinin hukuk kuralı olarak dayatılması söz konusudur.Bu da organizist bir totaliterliğe yol açar.Şeriat talebinde bulunanlar aslında bunları talep eder ki bu şekilde teşkilatlı bir devlet altında baskılanmak insan doğasına aykırılık teşkil eder.Dinin insan yaşamındaki yeri kanımca hoşgörüdür.Bunun devamlılığının sağlanması da devlet müdahalesinin az olduğu toplumlarda mümkündür.

   Devlet müdahalesinin olup olmaması konusunda en çok tartışılan alanlardan biri ekonomidir.Sermaye çevresinde şekillenmiş bir iktisadi hayatın söz konusu olduğu toplumlarda devlet müdahalesi arzulanmaz.Sermayedarın genelde devlet olduğu ve halkın emeğini ortaya  koyduğu toplumlarda ise devlet müdahalesi daha elzem olup toplum tarafından da benimsenir.Ekonomi her ne kadar devletlerin hakimiyet alanında olan bir alan da olsa ekonomiye gereksiz ve aşırı müdahale organizistlik kapsamında değerlendirilebilir.Gerekmedikçe ekonomiye müdahale,devleti zenginleştirirken halkın refah seviyesini arttırmayabilir.

   Devletin;insan yaşamının her alanını düzenlememesi gerektiği,devletin yalnızca belli işler için var olduğu ve devletin yetkisinin istisnai yetki olduğu düşüncesi liberal düşüncenin temelini oluşturur.Nitekim John Locke devletin sadece güvenliği sağlamak için var olduğunu belirtir.Bu şekilde bir tutum,''Bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler'' şeklinde ortaya çıkmaktadır.Günümüzde de bu anlayış değişimlerle  birlikte geçerliliğini korumaktadır.

 Sonuçta,insanoğlunun doğasına aykırı olan bir düşüncenin ne kadar kabul görebileceği ortadadır.İnsanların hayatına,sosyal yaşama,temel hak ve hürriyetlere fazlaca ve detaylı olarak kısıtlama getirmek organizist devlet yapısını gösterir ve bu da ifade özgürlüğünü ''0''a indirir.İfade özgürlüğünün olmadığı bir ortam bilim,sanat,edebiyat gibi alanların gelişememesine yol açar.Ancak istihbarat,maliye ve kolluk hizmetleri büyük bir hızla gelişir ve mekanizma mükemmel bir şekilde işler.Halkların mekanizmanın devamı ve işlemesi için gösterdikleri vatansever çabaların yarısını her konudaki hürriyetleri için yapmaları gerekmektedir.Ancak bu şekilde devlet mekanizmasının aslında kendilerinden oluştuğunu farkedebilirler.Gerekli yerlerde yapılacak müdahaleleri de hep birlikte belirleyip yürütme tarafından uygulatmanın doğruluğunu anlarlar.

   Organizist yönetimler ve müdahalesiz yönetimler tehlikelidir.Yasaların çok iyi yapılıp, her koşulda her sorumluluğun bir hakla bertaraf edilebilmesi gerekmektedir.Aksi halde hakkı olmayan bir halk kitlesi ve hakkının fazlasını almış olan bir burjuva sınıfı veya devlet yönetimi yer alır.   

                        
                                                                                          Yazan: Abdulkadir ÇERKEZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder